1980li yıllarda yavaş yavaş evimize girmeye başlayan Atari bizleri oyunla tanıştıran yegane ve değerli bir konsoldu. 7den 70e herkesin heyecan ve zevkle oynadığı bir konsoldu Atari. Çok az kişinin evinde olan Atari zamanla daha da yaygın hale gelmeye başladı ve orta direk diye adlandırdığımız pek çok ailenin evinde yer almaya başladı. 7den 70e h mantalitesi erkesin eğlence aracı haline geldi. Evinde Atarisi olmayanlarda Ali’nin Veli’nin evine gidip birlikte oynamaya başladı. Tam olarak da o zaman, rekabetçi oyun akıllarımıza yerleşmeye başladı. Oyunlar sadece eğlenmek değil artık birbirimiz ile yarışacak ve kimin daha iyi oynadığına karar verilebilecek bir olay haline gelmeye başladı. İlerleyen zamanlarda bilgisayarların ve konsolların yaygınlaşması ile bu rekabetçi ruh artmaya başladı.

Tüm bu geçmişi ve her şeyin nasıl başladığını bir kenara koyarsak, bizlerin içerisine bu rekabetçi ruh tam anlamı ile nasıl işledi bu konuda kafa patlatmaya başlayabiliriz. Sanırım bizler için büyük çapta en ciddi etki yaratan oyun Counter Strike. Evet, öncesinde Quake gibi, lan party oyunları gibi oyunlar yer alsa da toplumun her kesiminde oyuncuların oynadığı ve en ciddi etkiyi yaratan oyun Counter Strike  ve Frozen Throne oldu. 2000lerin başı ve ortasına doğru artık herkes okuldan kaçıp, toplu şekilde internet kafelere gidip ve hep beraber Counter Strike oynamaya başladı. Kendi kurallarını yaratan oyuncular rekabet etmeye başladı. Kendi aralarındaki rekabetten aldıkları tatminin yetersiz kalması ve başka oyuncular ile oynama merakı ile okullar arası internet kafelerde yapılan CS turnuvaları, ucunda herhangı bir ödül olmasa da,büyük rekabetlere yol açtı.

Mahallelerde sağda solda adı duyulan ve çok iyi oyuncu olduğu söylenen isimler olmaya başladı. Bu ün o kişiler için hem bir tatmin duygusu yaratmaya başladı, hem de kişiler  popüleriteden keyif almaya başladılar. Bu popülariteden etkilenen insanlarda aynı ilgiyi görmek ve o insanlar ile mücadele edebilmek için kendilerini geliştirmek için daha fazla oynamaya, hatta antrenman yapmaya başladılar. Bu durum oldukça tanıdık geliyor değil mi? Şu ana kadar anlattıklarım, işin shooter oynamayı seven kesimi için geçerliydi; ancak CS ile çok da ilgilenmeyen bir kesim vardı onlar da MOBA oyuncuları olacak idi.

Okuldan kaçıp internet kafeye giden herkes Cs oynamıyordu aynı zamanlarda birde Warcraft 3 : Frozen Throne isimli bir oyun vardı. Harika bir campaignin yanı sıra, ciddi derinliğe sahip taktiksel düşünmeye zorlayan yapısı ve dünyası ile bu oyunda pek çok kişinin dikkatini çekti. İlk başlarda çok rağbet görmese de ilerleyen zamanlarda Dday isimli haritası, insanların çılgınca oynadığı bir harita oldu. Peki neydi bu harita? Ne oldu da bir anda herkes Dday haritasını oynamaya başladı? Evet bu harita şuan oynanan pek çok 3 koridorlu moba oyunun atası idi. Oyunda 3 koridor var karşılıklı iki takım 5’er oyuncu ile oynuyordu. Seçilebilen şampiyonların sayısının oldukça çeşitli olması ve her şampiyonun birbirinden farklı olması çok ilgi çekici idi. Aynı zamanda bu karakterleri güçlendirmek için çıkan itemler oyunun akışına göre değişebiliyordu. Bu rekabet pek çok insana aynı zamanda frpg ve frp sevgisini merakını da aşıladı ve bu türlerin yayılmasına katkı sağladı. Daha sonradan FT de karşımıza pek çok harita ve mod çıksa da bir sonra ki sarsıcı etki dota isimli harita ile oldu ve artık herkes çok ciddi şekilde dota oynuyor ve Cs etkisini kaybediyordu.

Artık internet kafelerde insanlar sıra bekliyor oyuncular birbiri ile sıkı bir şekilde yarışıyor takımlar kuruluyor ve oyunun keyfini çıkarıyordu. Ancak iki oyun çıktı ve bilinen pek çok algıyı değiştirmeye başladı. Bu oyunlar Leuge Of Legends ve Counter Strike Offensive idi. Bir anda tüm dünya bu oyunları oynar ve birbirileri ile yarışır oldu. Atari döneminden bu yana oyunlarda hep bir rekabetin içerisinde kendini bulan, sonradan internet kafe kültürünü alan gençler ve insanlar sürekli bu oyunları oynuyordu. Sonra espor ve esporcu diye bir kavram çıktı. Bu oyunların oldukça büyük ve gösterişli  organizasyonları, turnuvaları oluyor, çok büyük para ödülleri dağıtılmaya başlanıyordu. Bu durumu gören ve ağzı sulanan pek çok oyuncu oldu. Pek çok insan esporcu olabilmek için bu oyunlara daha çok zaman ayırmaya başladı. Aynı zamanda, artık Youtube sadece müzik dinlenen yada oyunda geçemediğin bir bölümün çözüm videosunu izlemekten çıkıp, interaktif bir eğlence yeri haline gelmeye başladı. İnsanlar artık sadece oyun oynayarak para kazanılabildiğini ve bunun iş olarak yapılabileceğini gördü. Aynı zamanda popüler kültürün etkisi ile yeni nesillere ve pek çok insana bu oyunlar ve rekabet duygusu yayılmaya başladı.

Tabi ki tek etken bunlar değildi; en büyük etken bu oyunlar ve olaylardı. İnternet kafe kültürü ve birlikte oynama arzusu da büyük etkendi.

İşin bir de az konuşulan yanı vardı. Bunlar zor oyun bulmak, bulunan oyunların orijinal olmayışı, oyunların ücretlerinin el yakması ve oyun çeşitliliğinin ülkemizde kısıtlı kalması.

Tüm bu işlerin görünmeyen yüzünde bir de sosyolojik etkiler var. Peki nedir bu sosyolojik etki? Toplumumuz insanları yarıştırmayı, kıyaslamayı, karşılaştırmayı pek sever. Yanlış anlaşılmasın toplumun davranışlarına herhangi bir sözüm yok; yalnızca var olana ışık tutuyorum. Daha ilk okulda komşu çocuğu ile ne zaman yan yana gelseniz ikinize de matematik soruları sorulur ve kim daha zeki diye yarıştırılırdı. En azından benim hayatımda ve çevremde bu şekildeydi. Lisede karneler yarıştırılır; başarı, elde edilen rakamlardan ibaret olarak görülürdü. İnsanlar aynı zamanda sınavlar için hazırlanır ve bunun bir yarış olduğundan bahsedilirdi. Rekabetçi ruhu ve rekabeti hayatımızın her alanında yaşadık. İlişkilerimizde, sınavlarda, geleneğimizde, iş hayatımızda ve daha pek çok alanımızda hep bir rekabetin içerisinde olduk yada rekabetin içerisine bir şekilde istemli yada istemsiz sokulduk. Tüm bu olayların sonunda her oyunu başka bir oyunla karşılaştırır olduk, en çok oynadığımız, zaman  geçirdiğimiz oyunlar rekabetçi oyunlar oldu. Dolayısı ile bazı şeyleri düşünerek sorgulayabilerek anlayabiliyorsunuz.

Tüm bunları bir kalemde yazmak benimde aklıma gelmemişti yada hiç bu durumu düşünmemiş sorgulamamıştım. Ancak bir anda aklıma gelen “neden” fikrinin üzerine gidince bu durumları çok kolay görebildim. Her ne olursa olsun oyunları nasıl oynamayı tercih ederseniz edin öncelikle keyif almaya bakın. Oyunlar günlük yaşantımızda yaşadığımız stresi ve yorgunluğu almak için birebirdir. Hayattan keyif almanız için var olan şeylerdir. Oyunlara bakmayı bilirseniz rekabetten çok daha fazlasını görebileceğiniz, öğrenebileceğinizin farkına varacaksınız.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz