

Steam hesabımın derinliklerinden çıkardığım mükemmel bir oyun olan We Happy Few hakkında biraz övgülerde bulunacağım. Gelin neyin nesiymiş bu oyun bi’ bakalım.
We Happy Few, distopya olarak adlandırabileceğimiz bir diyarda geçiyor. Oyunu oynarken kendimi George Orwell‘ın 1984 kitabında buldum. Farkedilecek şekilde de benzerlikleri var.
2015 yılında Kickstarter isimli kitle fonlama sitesinde gördüğümde BioShock‘un devam oyunu olduğunu düşünmüştüm. Compulsion Game tarafından geliştirilen oyun, grafikleri ve projenin gidişatı bana, bir takım deneylerin etkisinde kafayı yemiş insanlar arasında hayatta kalma oyunu olacak gibi gelmişti. İşin aslı eğer 1984 romanını okuduysanız We Happy Few aslında basit bir FPS oyununun ötesinde büyük bir potansiyele sahip bir oyun.
1960’ların İngilteresi’nde geçen oyunumuz büyük bir distopya ortamını yaşatıyor bizlere yani devleti yöneten kurumların size sunduğu şaşaalı hayatı yaşamak zorundasınız. 1984 romanında geçtiği gibi artık sizin hangi kelimeleri seçerseniz daha mutlu olacağınızı bazı kurumlar karar veriyor ki halk tam anlamıyla huzur içinde yaşasın tabi ki de bu kadar iyi niyetli bir yönetim ve huzur ortamı bize nasıl bir hikaye sunabilir ki? Karakterimiz tıpkı romanda olduğu gibi bir gazetenin ‘Sansür Editörü‘ ta ki kendi kardeşinin ölümünü göresiye kadar… Aslında her şey Joy adı verilen ilaçların tüketilmesiyle daha da güzelleşiyor. Hapın etkisi geçesiye kadar her şey yolundayken almayı unuttuğumuzda bizi bambaşka bir dünya karşılıyor. Devletin hapı içmeyenleri şehir dışında açlığa mahkum ettiği, ikinci sınıf vatandaş muamelesi gösterdiği bir dünya ile hapın etkisiyle gördüğümüz ihtişamlı bir başka şehrin arasında kalıyoruz. Oyun da tam bu noktada bize iki farklı hayat ve iki farklı karakter sunuyor neredeyse.
Sevgili Gamelisher ailesine kesinlikle tavsiye ettiğim bakış açılarımızı değiştirecek çok acayip bir oyun tavsiye etmiş oldum. İlk fırsatta hemen alıp oynayın. Sağlıcakla kalın…
































